Güzellik, Sağlık ve Beslenme

Güzellik

hint-yagi-guzellik
Güzellik anlayışı çağdan çağa ve toplumdan topluma değişiklik gösterdiği halde, günümüzde eği­tim düzeyinin yükselmesi ve nüfus içinde eğitimliliğin yaygınlaşması, insanların, gü­zelliğin değişmez önkoşulunun ana rahmi­ne kadar geri giden ve tüm yaşam boyunca sürmesi gereken bir dengeli ve sağlıklı beslenme alışkanlığı olduğu konusuna eğilmelerini ve giderek benimsemeye baş­lamalarını sağlamıştır.

Gerçekten doğru beslenme rejimi uygulamaksızın ne güzel ve çekici olabilmek mümkündür, ne de cinsel etkinliğin sürekliliğini sağlayacak bedensel alt yapıya sahip olmak.

İnsanlar hakkındaki ilk değerlendir­memizi genellikle onların yüz çizgileri ya da vücut şekilleri gibi dışsal özelliklerine bakarak yaparız. Onların çekicilikleri konusundaki yargımızı da büyük ölçüde böyle geliştiririz. Bu davranışın doğru ya da yanlış olduğu bir yana, birçok insanın bu varsayımdan yola çıkarak hareket ettiği ve dış görünümlerinin üzerine titrediği açıktır.

Aslında güzel bir dış görünümün doğru beslenmeden geçtiği bilinirse, bu çabalar için daha geçerli ve saygın bir gerekçe sağlanmış olur. Gerçekten de güzel bir cilt, parlak saçlar ya da selülitsiz bacaklarla yediklerimiz arasında doğru­dan bir bağ vardır.
Sağlığına ve güzelliğine dikkat eden bir kimsenin rejiminde proteinin çok önemli bir yeri vardır. Proteinin başlıca görevi yeni doku yapmak ve aşınanları onarmak­tır. Tırnaklarda, saçta ve deride gözle görüldüğü üzere, vücudumuz sürekli pro­tein kaybetmektedir. Hem bu kayıbı karşılamak, hem de enerji sağlamaya yardım etmek üzere bol miktarda protein almamız gerekir. Neyse ki protein kaynak­ları çok çeşitli ve zengindir. En başta et, yumurta, süt ve süt ürünleri sayılmalıdır. Ancak baklagillerin ve fındık, fıstık gibi besinlerin de protein bakımından zengin oldukları unutulmamalıdır.

Şekerlere ve nişastalara verilen teknik ad, karbonhidrattır. Karbonhidratların başlıca işlevi enerji sağlamak olmakla birlikte, yağ metobolizması gibi vücudun işlev işini gerçekleştiren başka bazı görev alanlarında da etkindir. Meyve ve sebze­lerde çeşitli şeker türleri bulunmaktadır. Nişastayı ise temel olarak tahıllardan alırız. Ayrıca patates gibi kök sebzelerinde, tohumlarda ve baklagillerde de önemli miktarlarda içerilir.

Karbonhidrat tüketi­mi en fazla dikkati isteyen beslenme alanıdır. Gündelik harcanan enerjiyi karşı­layan karbonhidrat miktarının üstü yağ asidine dönüşüp sonunda yağ tabakaları olarak vücutta kalacağı için bu konuda dikkatli olmak hem vücudun iç ve dış sağlığı açısından hem de güzellik açısından belirli bir duyarlılık gerektirir.

Unutulma­malıdır ki, karbonhidrat eksikliği de ağız kokusundan öte, böbreklere fazla yük binmesine ve beyin işlevlerinin aksamasına yolaçar. Zihinsel boyutu güdük kalmış bir güzellik de pek özenilecek birşey değildir. Bugün beslenme uzmanlarının vazge­çilmez olarak niteledikleri bir besin türü de lifli ya da posalı maddelerdir.

Karbonhid­ratların sindirilemeyen lifli biçimi olan bu besin maddesinin sindirim sistemi içindeki rolü ve bununla bağlantılı olarak dişlerdeki çürüklerden obesliğe ve şeker hastalığına, safra kesesi bozukluklarından kalp rahat­sızlıklarına ve bağırsak kanserine kadar uzanan etki alanı, niye vazgeçilmez olduğunu ortaya koymaktadır. Bu öne­miyle karşıt bir şekilde, lifli yiyecekler uygarlaşmayla birlikte beslenme rejimle­rindeki yerlerini kaybetmektedirler.

Yiye­ceklerin giderek daha fazla işlenmesi ve incelmesi (rafineleştirilmesi), içlerindeki lif oranını büyük ölçüde düşürmektedir. Örneğin un ve şeker gibi besinler, bizim soframıza geldiklerinde lif içereklerinin hemen hepsini kaybetmişlerdir. Oysa doğal hallerinde bunlar lif bakımından zengin besinlerdendir. Bu nedenle yine bol lifli olan meyva ve sebzeleri, kuru yemiş ve çerezleri pişirmeden çiğ olarak yemek çok yerinde bir davranış olur. Bunları pişir­mekten, hele konserveleyip yemekten kaçınmak gerekir.

Pürüzsüz bir cildin temel önkoşulu, düzenli bir sindirim sistemidir. En yoğun enerji kaynağı, yağlardır. Büyümeyi sağlayan çeşitli asitleri içeren bu önemli besin grubu, kaymak, tereyağı, margarin ve iç yağında gözle görülür halde bulunurlar. Oysa örneğin sütte, peynirde, yumurta sarısında fındık, fıstık ve çikola­tada örtülü biçimdedirler. Gerekli miktar­da alındığı takdirde yararlı olduğu Mide, fazlasının karaciğeri yorduğu, kalp rahat­sızlıklarına yol açabildiği bilinmektedir. Yağlı ciltleri olanlar ve şişmanlamaya yatkın kimselerin bu besini ölçülü almaları gerekmektedir.

Saydığımız besinlerin dışında, gündelik olarak çok ufak miktarlarda alınan, ancak eksiklikleri ciddi hastalıklara ve bozukluk­lara yol açan mineraller bulunur; çekicili­ğimizi yakından ilgilendiren bu bileşimle­rin etki alanı, kemik ve diş yapımızdan (kalsiyum, florin) ten rengimize (demir), cilt nemliliğimize (sodyum ve potasyum) kadar uzanır.

Yine mineraller gibi organik bileşimler olan ve az miktarlarda alman vazgeçilmez elementler, vitaminlerdir. Vitaminlerin önemi, vücut işlevlerinin sürmesini sağlayan enzimlerin yapılmasını gerçekleştirmekte yatar. Güneşin doğrudan deri üzerine etkimesiyle elde edilen D vitamini dışında tüm öbür vitaminler vücudumuza aldığı­mız yiyeceklerde bulunur.

Sağlıklı ve güzel bir görünüm için temel oluşturan vitamin­lerin herbirinin ayrı bir önemi ve etkisi vardır.

Güzel tırnakların sırrı iyi baKimdan önce iyi beslenmede yatar. B komleks vitaminleri olmaksızın bunu çözmek ola­naksızdır. Duru ve taze bir ten ve parlak, iyi gören gözler A, B ve C vitaminleri olmaksızın düşünülemez. Bu vitamin -güzellik ilintisini daha bir sürü örnekle desteklemek mümkündür. Ancak vitamin­lerin de belirli bir denge içinde alınması gereklidir. A ve D vitaminlerinin, fazla alındıklarında zehirlenme etkileri vardır. Zaten vitaminleri de öbür besin maddele­rini de fazla değil, gerekli miktarda ve dengeli bir biçimde almak önemlidir. Bunlar vücudumuzu kendi başlarına değil, tüm öbür maddelerle bir bütünlük içinde etkilerler.

Günümüzde teknolojinin gelişmişliğiy­le bağlantılı olarak, soframıza gelen yiyeceklerin de işlenmişliği artmaktadır. Oysa bu sayede çok daha ince bir tad ve görünüm kazanmakla birlikte, besin de­ğerlerinden çok şey yitirmektedirler. Hatta içlerine katılan bir takım kimyasal madde­ler ve koruyucular nedeniyle yalnızca değersizleşmemekte, aynı zamanda zararlı bir hale de gelmektedirler.

Dolayısıyla sağlıklı bir yaşam sürdürmek için beslenme konusunda üstünkörü bilgilenmek yeterli olmamakta, bundan öte, besinlerde bulu­nan yararlı maddeleri, bunlardan en iyi ne şekilde yararlanılabileceğini ve değerleri­nin nasıl korunabileceğini bilmek gerek­mektedir. Yapacağınız seçimde, belli bir yiyeceğin çekiciliği değil, dengeli beslen­meniz açısından taşıdığı değer önemli olmalıdır.

Rejim dendiğinde genellikle akla gelen, zayıflama amacıyla başvurulan kısıtlı yemeklerdir. Oysa az da yesek, çok da hepimiz belli bir rejim uygulamaktayızdır. Çünkü rejim, vücuda alınan yiyeceklerin tür ve alınma kalıbını belirten bir kavramdır. Benimsenen rejimi belirleyen çeşitli etmenlerden en önemli üçü, bir yiyeceğin bulunurluğu, kişinin ekonomik konumu ve geleneklerdir. Bunların getir­diği belirli sınırlamalara karşın, vücût ve yüz güzelliğini ve gençliğini olumlu olarak etkileyen yiyecek bileşimlerini hazırlamak her zaman mümkündür.

Akılda tutulması gereken nokta, öğünleri hazırlarken taze yiyeceklerin tercih edilmesi ve çiğ meyva ve sebzelere mutlaka yer verilmesidir.
Her ne kadar makyaj ve estetik müdahaleler önemli bir çare gibi görünü­yorsa da, güzellik ve cinsel çekiciliğin kalıcı olmasını sağlamak, temelde dengeli bes­lenmeye Ve beslenme konusunda bilgiye dayanarak hareket etmeye bağlıdır.

Güzelliğin ancak sağlıklı, ruh ve beden sağlığıyla birarada varolabileceği günü­müzde her geçen gün daha çok kimse tarafından anlaşılmaktadır. Özellikle ka­dınların beslenmelerine, kilolarına gittikçe artan bir dikkat göstermeleri, maddî olanakları çerçevesinde dengeli bir beslen­me rejimi izlemeleri, fazla kilolarını atmak için rejim yapmak, jimnastik yapmak, masaja, saunaya gitmek gibi etkinlikler içine girmeleri bu durumun belirtileridir.

Sinir gerginliğinin, ruhsal .sıkıntıların, bunalımların güzelliği olumsuz bir şekilde etkilediğini, ciltte bozukluklara, sivilcelere yolaçtığım daha önce dile getirmiştik. Öte yandan kötü beslenmenin de (örneğin, çok fazla yağlı, kızartma, karbon-hidratlı, şekerliftuzlu yiyeceklerle beslenmenin cildi bozduğu, sağlıksız ve göze çirkin gelebilen bir şişmanlamaya yol açtığı, hareketsizliğin ilerleyen yaşla birlikte hantal bir vücut mey­dana getirdiği, günümüzde artık günlük gazetelerde bile hemen her gün oldukça ay­rıntılı bir şekilde işlenen gerçeklerdir.