Asıl Eksiklik

Şiir Defteri

duygu-dolu-yazılar
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatin matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
Önce yalnızdık. 9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı
bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik.
Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda,
içimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:
Bir yerde bir eksik var.
Korktuk.
‘Bunun sebebi ne?’
Diye sorduk kendimize.
Cevabi yapıştırdık :
‘Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.
O yüzden eksiklik hissediyoruz.’
Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken, ‘yaşımız küçük’
diye düşündük her istediğimizi yapamıyoruz.
Kurallar, yasaklar var.
Büyüyünce her şey yoluna girecek.
Büyüdükçe bir şey değişmedi.
Yine huzursuzduk.
İçimizden bir ses ayni sözcükleri
fısıldıyordu:
‘Bir eksik var.’
Kafamız karıştı.
Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl geçecek bu?
Aklımıza yeni cevaplar geldi:
Okulu bitirince geçecek.
İse girince geçecek.
Para kazanınca geçecek.
Tatile gidince geçecek.
Okulu bitirdik.
Diploma aldık.
İse girdik.
Kartvizit aldık. Çalıştık.
Para kazandık.
Taşındık.
Araba aldık.
Çalıştık.
Eve yeni eşyalar aldık.
Tatile gittik.
Dans ettik.
Terfi ettik.
Kartviziti değiştirdik.
Daha çok çalıştık.
Daha çok para kazandık.
Çalıştık.
Çalıştık.
Geçmedi.
Bir yerde bir eksik var’ hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de ‘Sevgilimiz olunca geçecek’ dedik.
‘Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız.’
Beklemeye başladık.
Derken, biri çıktı karşımıza
aşık olduk.
Ve anında başka biri olduk.
Daha güçlü, daha güzel, daha akilli biri.
Hesap cüzdanları, kartvizitler,
hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
Sevgilimizin gözlerinde,
daha önce bize verilmemiş kadar büyük
sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı’ yi gördük.
Işığı gördük.
‘Tünelin ucundaki ışık bu olmalı’ diye düşündük
‘kurtulduk.’
Sonra bir gün, daha dun bize deli gibi aşık olan insan
çekip gidiverdi.
Ya da artik eskisi gibi sevmediğini söyledi.
Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi.
Ya da daha kötüsü ,
başka birine aşık oldu ama söylemedi.
Telefonu açmamasından,
elimizi tutmamasından ,
bahane bulmak zorunda kalmamak için
bir terslik olduğunu…..
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi,
bizdik.
Fark etmez. Sonuçta ask bitti.
Simdi her yer bomboş. Simdi tekrar yalnızız.
Başladığımız yere donduk.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık.
Hâlbuki her şeyi denedik, her yere baktık. öyle mi?
Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini
akil etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık
ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?
Canimiz yanmasın diye duvarların ardına
saklanır mıydık?
Kendimizi bos sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?
Terk edilmekten korkar mıydık?
Asil eksiklik, eksik olduğumuzu
düşünmekti.
Asil eksiklik, çareyi başkasında aramaktı .
Hayatin matematiği farklı;
iki yarimi toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa
başka biriyle de mutlu
olamıyor .
‘Herkes beni sevsin’ diye uğraşınca
kimse gerçekten sevmiyor,
herkes sevgisine şart koyuyor,
sınır koyuyor.
Oysa ‘kendime duyduğum sevgi bana yeter’
diye düşününce ,
kendimizi olduğumuz gibi kabullenince
yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor.
İşte o zaman perde aralanıyor .
Acı diniyor.
İşte o zaman başka ‘bir’iyle
bir araya gelerek,
hesabin kitabin,
korkunun kaygının hüküm sürdüğü
sahte bir sevgi yerine,
gerçek bir sevgi yaratılabiliyor.
CAN DUNDAR

Facebook'ta Paylaş Whatsapp'ta Paylaş