Her Şey Sen Kalıyor Bana

Şiir Defteri

Ben bu şiiri yazarken
Sen çok uzaklarda uyuyor olacaksın
Mutsuzluğun yorganıyla
Ve huzurun tarifini her geçen gün biraz daha unutacaksın
Unuttukça da yok olacaksın
Çünkü hataların telafi edilemeyeceği bir zamandasın
Nereden dönsen zarar
Ve hayata ihanet ediyorsun artık doğru bildiklerinle yar

Zamandan muaf edildin
Hiçbir akrep kılını kıpırdatmıyor senin uğruna
Bombalanan ülkeler gibisin
Her şafağı kanla karşılıyorsun
Filistin duvarında çocuğuna sarılan bir babayı anımsatıyorsun bana
Ardından mutlak ölümler bırakarak feda ediyorsun kendini
Oysa bir yüreğim var benim ve ellerim
Bir de adamlığım vardı sana verebileceğim
Şairim, kalemim

Ölüm yüzlü günler düşüyor artık takvimden
Düşler sürgünde büyüyorlar
Vatana hasret
Tamamıyla söndü şehrin ışıkları
Ve ay ceset gibi yatıyor gökyüzünde
Sen karanlığın diğer yüzünü görmedin hiç
Orada işkence ve ölüm satar geceler
Babası vurulmuş çocukların gözyaşlarıyla ıslanır toprak
Ve kötü yola düşürür dudakları acımayarak
Ya bir yosma yapar seni ve hayatı süzer yırtmacından
Ya da atar ölümün kollarına, kefensiz gömer seni toprağın altına
Liberal aşklar yaşarsın o coğrafyada

İşte bende her günün yarısı böyle dolar
Diğer yarısını ise sorma
Güneş Pagan törenleri eşliğinde beni geceye uğurlar
Çağ dışıyım
Kabul edebildiğim en büyük gerçeğim bu, bütün yüreğimle
Kendi ipini kendi çeken bir ahmakta denebilir aslında
Ne yapayım
Ölümün tuvaline düştü bir kere eşkâlim
Islık çalarak arıyor ve acıyı zamanla harmanlayarak
Bir türlü maskelemeyi beceremedim yüzümü ardından
Şimdi otur ve bir hayat düşün
Seni soluyan
Ciğerlerinin yarısını seninle
Diğer yarısını ise dumanlarla kaplayan
Ve şimdi bana cevap ver
Sen yaşamak mıydın?
Yoksa ölümüydün yar

Susadım hayatın bu kum kalabalığından
Ateşin gözlerime düşürdüğü serapta kaybediyorum seni
Yoruldum artık yarına
Adım atacak takatim kalmadı gün boyu
Karardım doğacak bütün sabahlara
Ve yoksulum yüreğinden sürgün yediğim varlığa
Uykusuz yollar çiziyorum şimdi gözlerime
Tek şerit!
Bu hayatı sana kaza etmem an meselesi
Beyhude dualarımla yükselemiyor kelimelerim arşa
Bu nasıl bir yağmurdur böyle, ben haykırdıkça yağıyor
Yakılmış köyler ve ıssız dağların arasında sırıl sıklamım
Bir sis boyu yol alamıyorum ayaklarıma ne zamandır
Sürekli bir hayalin göğsünde emziriyorum umudu
Eşkıyaların bela kokan alınlarından öpüyorum
Çapraz tüfek asaletinde bekliyorum ölümü
Yıldızlar bile kaymıyor artık tuttuğum dileklere
Ve gökyüzünde dağlanıyor yüreğim her gece
Feodal töreleriyle

Ölüm haberleriyle düşüyorum her gece ajans bültenlerine
Gazetelerle örtülü cesedimden düşen karelerle haykırıyorum sana
Birinci sayfa haberlerinden
Ve hasret türkülerimle çalıyorum seni tanıdık kulaklara
Bildiğin bütün adreslere bildirdim eşkâlimi
Paleolitik çağdan kalma bir portre taşımıyorum hüviyetimde
Hala nemli kirpiklerim
Ağıtların bile taşıyamayacağı kadar ağır bir yük duruyor dudaklarımda
Ellerimde ise sübyan çıbanlar tünüyor durmadan

//Sırf adım gözlerine değebilsin diye bunca ölüm
Bu aralar seni işte bu kadar çok özledim gülüm//

Hadi gel bana ölüme yakalandığım yerden sarıl desem
Ve açsam sana özüne Araf sinmiş bağrımı
Gelir misin?
O zaman hercai menekşelerim yaza kafa tutabilir sabırla
Ve kanayan yaralarım bile aşk kokabilir gelişinle

İşte sen
İşte ben
Aşk ve ölüm birde
Organik insan yetiştiren köylerin ağaçlarla kaplı yollarından düştüm hayata
Bak orada vatanım
Yüzüne karaçi elinden acı işleten bir anada saklıyım
Hayatım, çocukluğum
Orada aşkım ve şarkım
”Bekleme
Ben sende güneşi bulmaya geldim ”diyor inatla
Nerede olursam olayım kavgayla büyümeyi öğretti bana hayat
Şimdi genzini yakan bu koku cesaretimdir, korkma
Haydi, soyun korkularını şimdi, çal güneşin anlına
Sönsün artık bu sonsuz ateş
Bak burada ölümlerle dirilen bir aşk bakıyor sabahına

Bütün pislikleriyle kuşatıyor bizi hayat inatla
En güzel kıyafetlerimizi parçalıyor üzerimizden
Oyuncaklar sunuyor, elleriyle söktüğü yüreklerden
Ve beşikler hazırlıyor kapı demirlerine bağladığı lastiklerden
Görmüyor musun?
Köklerimizi de kesti artık toprağın rahminden
Ve sevinç dolu hayatın çocukları kaçıyor yüzümden
Şimdi geleceksen bana yüreğinle gel, ellerin titremesin
Ödünç aldığımız bütün acıları geri verelim
Aşkın haysiyetine bağlı kalarak incinmeyelim ve incitmeyelim
Acılara yoldaş son bir sigara yakalım yorgun yüreklerimizde
Ve bir birimize bakıp ağlayalım
Ki görsün herkes sevdalı kirpikler nasıl ıslanır
Bir kadın nasıl sevilir incitilmeden
Görsün herkes aşkı, alfabeden arakladığımız benzetmelerde
Bulutlara da haber salalım
Salalım ki yağsın artık
Yanıp kavrulduk çünkü vuslat çölünde

Biliyor musun?
Yakama iliştirdiğim bu sevda hiçbir zaman beni rahat bırakmadı
Unutsam ölürdüm
Sevdim
Ve kocaman bir yalnızlıktı dönüp geldiğim
Hayattan aldığım özel izinle son kes sesleniyorum sana

—Ellerini uzatabilecek misin?—

Şimdi sana oradan öylece bakmak yakışıyor mu söyle
Söyle yakışıyor mu karanlığına yaktığım mumları üflemek
Dudaklarında gebe bir aşk duruyor, nasıl göremiyorsun
Ve doğmaya başlıyor iki kelimenin bağrında, bırakmıyorsun
Bu sancılarla bitip giderken kendine bile acımıyor musun?
Gökyüzünden mavi trenler geçiyor bak
Gökyüzünden mavi trenler geçiyor
Gökyüzünden mavi trenler
Gökyüzünden mavi
Gök yüzün den
Kana bulanıyor

Ve başka bir ütopyada bu adam halen seni konuşuyor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İşlem Sonucunu Girin * Zaman sınırı tükendi. Lütfen CAPTCHA'yı yeniden yükleyin.